Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Bulunduğumuz dönemde "bisiklet" kelimesinin eskiye nazaran daha sık kullanıldığını görüyoruz. Olumlu olarak değerlendirebiliriz fakat kat edilmesi gereken yol çok uzun. "Bisiklet" kelimesinden ziyade kullanımının artması o ülkenin yaşam kalitesinin pozitif yönde etkilenmesi açısından daha önemli. Spor yapan insan sayısındaki artış, sağlıklı yaşama evrilmek, sosyalleşmek, iletişim mekanizmasının gelişmesi, empati kurabilmek, kötü alışkanlıklardan kurtulmak, trafik sorununun çözülmesi -en azından azalması-  gibi sonuçlar ilk anda benim aklıma gelenler. Günümüzde bisikleti sevip kendisini dış ortamlardan soyutlamış ya da dışlanmış kişilere pek rastlamıyoruz. Bireysel spor gibi görünmesine rağmen birlik-beraberlik, takım olmak gibi kazanımları var.

Toplum olarak topluluklara destek vermeyi ve hatta koşulsuz bağlanmayı seven bir yapımız var. Ülkede en büyük güç sahiplerinin başında Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi spor kulüplerin gelmesi şaşırtıcı değil. Bu kulüpler o kadar büyük güce sahipler ki bir araya gelince aşılmayacak duvar, açılmayacak kapı yok. Birbiriyle rekabet halinde olunca da aynı enerjiyi görmek mümkün. Her birinin milyonlarca taraftara sahip olduğu bu üç büyük kulüp bisiklet takımlarını kursa ortaya çıkacak farkındalık halini düşünelim biraz. Aynı futbolda olduğu gibi lig usülü, -atıyorum 3-4 haftada bir ülkenin farklı lokasyonlarında hafta sonu yarışları düzenlense ne güzel olur. Yarışın yapıldığı bölgedeki halkın desteği konusunda zerre şüphe etmiyorum çünkü bayrağı kaptığı gibi sokağa fırlayacak kitle hazır. Zaten medya da bu işten ekmek yiyecek. Yarışlar televizyonda canlı yayınlanacak, bisiklet firmaları reklam verecek, bisiklet satışları artacak, bisiklet yolları yapılacak, araç kullanımı azalacak vs. Bunların hepsi birbirini tetikleyecek şeyler.


Fotoğraf: REUTERS/Jean-Paul Pelissier

Çocukluğumuzda sahip olduğumuz ufak tefek oyuncakları saymazsak alınan en değerli hediye bisikletti. Şimdi ise dört duvara hapsedilmiş ve tabletle yetişen nesil var. Çocuk, sokağa çıkmadığı için haliyle bisiklet de süremiyor. Ailesi şu yarışlara elinden tutup götürse, en azından gördüğü manzara karşısında özenip bisiklet alınmasını isteyecektir. Malesef çocuğun isminden önce takımını belirlemiyor muyuz? Doğar doğmaz odasını "ilerde tutacağı takımının" renklerine boyamıyor muyuz? Örnekleri çoğaltabiliriz. Herkesin aklına mutlaka bir şeyler geliyordur diye tahmin ediyorum.

Sorunun çözümü için tekrar işin ekonomik boyutuna dönelim. Turda yarışan bir pro takımın -Sky, Cannondale vs.- bir senelik ortalama maliyeti, üç büyüklerde top koşturan orta-üst kalitede bir yabancı futbolcunun yıllık maliyeti ile hemen hemen aynı. Dünya çapında başa oynayacak, iddialı bir bisiklet takımı kurmak çok mu zor, çok mu masraflı? Cevap: Hayır. Zaten ülkeye gelen beş futbolcudan üç tanesi sene sonunda yeterli verim alınamadığından dolayı gönderiliyor. Sokağa atılan para demek bu. Futbol haricindeki diğer branşlara "Amatör branş" denmesine deli oluyorum zaten. İşini iyi yapan bir basketbol takımı nasıl amatör oluyor anlamak zor.

Bu arada ufak bir bilgi: Benfica kulübü bildiğiniz gibi Portekiz futbol ligi ekiplerinden birisi ama futbol takımı diye bildiğimiz Benfica aslında bisiklet kulübü olarak kuruldu. Takımın armasındaki bisiklet tekeri de buna bir örnek.

Maddi kaynak ayrıldı ve takımlar kuruldu diyelim; Naklen yayın gelirinden tutun da, bisiklet forması, bisiklet malzemesi ve hatta bisiklet üretip satmak gibi bir sürü opsiyon ile çark kendi kendine dönecektir. Bu kadar taraftar gücüne ve medya desteğine sahip kulüplerin sadece formaya alacağı birkaç sponsor bile giderleri rahat bir şekilde karşılayacaktır. Yani 3-4 Milyon Euro çıktı cepte zaten. Chris Froome'un Beşiktaş, Cavendish'in Fenerbahçe, Sagan'ın Galatasaray adına yarıştığını düşünün. Gerçi Beşiktaş'la özdeşleştirebildiğim tek isim şerefli ikincilikleriyle Greg van Avermaet olurdu herhalde :) Gazete manşetleri de şimdiden gözümün önünde: "Dağların kralı, göklerin kartalı Froome!", "Cavendish'den son dakika golü, müthiş sprint!", "Sagan yine kükredi!".

Ütopik gelebilir ama kültür dediğin şey pat diye kendiliğinden oluşmuyor. Umarım bu hayal bir gün gerçekleşir! 

Altan Demircan / guneyegiderken.com

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever