Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Nyköping'den günaydın. İsveç'in her yeri "köping" olunca işler karışıyor. Benim turun köpingi bol. Aslında bu kelime market (pazar yeri) sözcüğücünden geliyor. Market bulunan kasaba, market kasabası falan derken kasaba, yerleşim merkezi şeklinde evrimleşmiş. Zaten kelimenin okunuşu da "şöping". Yani "shopping"den bozma, ya da shopping bundan bozma bilemiyorum. Nyköping'den çıkıp Norrköping, Linköping ve Jönköping'e gideceğim. Nevşehir, Kırşehir, Eskişehir vs. Köping mevzusunu anladığımıza göre kapatıyorum.

Bir önceki gün rüzgara karşı vermiş olduğum mücadele ile yel değirmenlerine karşı savaşmanın çok da kolay olmadığını anlayarak uyandım. Yorgunluk seni böyle omuzlarından tutup aşağıya bastıran bir hayalet gibi. Iıhh giriş olmadı. En iyisi ben bildiğim gibi anlatayım.

Gece rüzgar ya durdu ya da arkamdaki orman beni korudu. Hafiften soğuğu hissetmeye başladım. Uyanıp pantolonu giydim, ısındım. Sonra tekrar soluksuz uyuyup yeni güne uyandım. Aslında pantolonu yağmur için almıştım ama termal teknolojinin gözünü seveyim. Seyahat halindeyken termal giysiler kullanmaya özen gösteriyorum. Teri tutmadığı için insana kendini hafif hissettiriyor. Hava alıyor, kuruması kolay, koku yapmıyor, sağlıklı. Gece ise sıcak tutması açısından pamuklu-termal karışık takılıyorum.

Güneşin sıcaklığı, sera etkisiyle birleşince çadırın içerisini ısıtmaya yetiyor. Kendime gelince ilk olarak şarjları kontrol ettim. Polar ve telefonlar dolmuş. GoPro'nun kablosunu gece bulamadığımdan gündüz gözüyle bakarım diyerek çok da uğraşmamıştım. Hero 4 Black yerine Session'ın şarj kablosunu aldığımı görünce mevzuyu anladım. Birisi micro usb, diğeri mini usb olunca şarj olayı maalesef sıkıntılı hale geldi. Turun getirdiği aksiliklerden birisi olduğu için üzülmedim. Oldu, olabiliyor ve yine olacak. O yüzden ufak tefek sıkıntıları düşünmemek lazım. Bisikleti bırakıp tekno market tarzı bir yere girip usb kablosu almak fikri biraz riskli geliyor. Yol üzeri denk gelirse ne ala. Neyse, kamerayı idareli kullanacağız artık.

Çadırın içerisinde biraz zaman geçirip müzik dinledim. Akabinde yavru caretta gibi yuvayı terk ettim. Hava güzel. Yola yakın sayılırım. "iaiaaeeuueoo" gibi garip sesler çıkarıp gerilip esnedikten sonra uzakta koşan insanlar gördüm. Çıkınımdaki son poğaça ve çilek reçelini sırf açlığımı bastırsın diye mideye gönderdim. Çay yapmaya üşendiğim için hiç o işlere girişmedim. Aklımda peynirli meynirli kahvaltı var. Bir gün uzun süreli yurt dışında bulunursam şu memleketin en özleyeceğim aktivitesi muhtemelen kahvaltı olur.

Benim malzemeler bu kadar. Hepsi toparlanıp Ortlieb çantaların içerisine giriyor. "Eee 8-10 gün boyunca bu kadar az malzemeyle mi idare ettin?" diye sorabilirsiniz. Fazla bile yüklendiğimi söyleyebilirim. 2x20 litre hacmine rağmen henüz silme dolduramadım. Kullanamadığım malzemeleri balondan kum çuvalı atar gibi nasıl attığımı sonraki yazılarda anlatacağım. Hastalık ve şanssızlık nedeniyle birkaç malzemede fire verdim. Hani lüks bir restorana gittiğinizde fiyatı tavana dayamak için tabağa gereksiz şeyler koyarlar. Benim için de aynı durum geçerli. Kullanmayacağım yüz gramlık malzemeyi dahi taşımayı sevmiyorum. Bazen iki haftalık tura dünyaları yüklenerek çıkan insanlar görüyorum. Bagaj kısmı neredeyse kafasına kadar yükseliyor. Belki öyle görünmekten zevk alma durumu olabilir ama ne taşıyorsunuz çok merak ediyorum. Saç kurutma makinesi falan mı var, doğru söyleyin?

TURDA 108. KM - ​Nyköping'in çıkışını bulmak için yaptığım yol ile şehri baştan sona kat etmek için gereken mesafe neredeyse aynı. Sallamıyorum, ciddi ciddi ölçtüm:) Polar'dan bakıyorum, telefondaki navigasyondan bakıyorum, yol var. Var ama birbirine geçmiş durumda olduğundan elimdeki zımbırtılar tam kestiremiyor ve dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum bir şekilde. Çünkü tek çıkış var, tüm yolların kesiştiği tek çıkış. Afyon dörtyolun minyatürünü düşün. Aynı yerde dönmekten midemdeki poğaça bile yalan olunca sonunda pes ettim. Açım arkadaş! Strava kaydını gördüğümde gülmek geliyor:) Yolu şu an hatırlayamıyorum ve yine gitsem yine kaybolurum. Aşağıdaki görselde "geldiğim yön"den "gittiğim yön"e gitmem gerek sadece. Döner kavşağımsı şeyden köprüye uzanan yolu görüyor ama bir türlü çıkamıyorum. Sakince oturup incelemem lazım. Ağaç altı gölgesi bazen işe yaramıyor. Belki "Ya oradan sağa döneceksin işte" diyebilirsiniz ama o anda öyle olmuyor. Hiçbir yerin tam ortasındayım.

Düzgünce oturup şehrin çıkışına bakmak için buğulu camını elimle sildiğim, "Aaa burası hamburgerciymiş ya" dediğim yere girdim.

Peynirli kahvaltı hayallerim suya düşedursun, benim bir şeyler yemem lazım. Üstte gördüğünüz menülerin fiyatları yaklaşık 35-45 Türk Lirası arasına tekabül ediyor.

Kapaklara dikkat! Pet şişe kapağı getirirsen 1 lira 30 kuruş geri alıyorsun. Eveeet, Türkiye'de 2017 itibariyle boş bira şişesi depozito fiyatının 20-25 kuruş olduğunu düşününce 1 adet İsveç kolası kapağı alabilmek için 7-8 adet boş Türk bira şişesi getirmeniz gerekiyor:) Biraz daha kafanızı karıştırayım mı? Üniversite yıllarımda 4 bira şişesi getirdiğimde 1 adet bira alabiliyordum. Şu an 1 şişe bira alabilmek için yaklaşık 30+ civarı boş şişe gerekiyor. Bira fiyatı sürekli artıp bira şişesi fiyatı sabit kalınca şişe değersizleşiyor. Boş şişeyi çöpe atıp mavi kapak toplayan ülkenin insanlarıyız biz.

Kapı girişindeki 60 Kron'luk fiyat gözümü çeldi. "Wuuhuuww kampanya varımış" diyerek uygun fiyata doyabileceğim bir ürün olduğunu anladığım fotoğraftaki menüyü tercih ettim ama duvardaki posterde bu kadar büyük gözükmüyordu. Küçük-orta boy-büyük boy seçeneklerinden -aç bir insan olarak- büyüğü seçtim ve 12 Kron daha fark verdim. "Sadece 0.99 kuruş farkla büyük boy ister misiniz?" diye sorar insan. Sormadılar. Toplamda 72 Kron'a yemek işini hallettim. Tepsiyi elime aldığımda "Ekmeği köftenin içine koyacaklardı ama bir şekilde karıştırdılar herhalde" diye düşündüm. Bu nedir yahu! Yani tamam büyük boy falan söyledik ama insan yiyecek bunu. "Abi akşama savaş var, defansa viking lazım, gelmek istersen haber" diyecekler sandım bir an. N'apıyonuz olm?  Evet hamburgere benzeyen şeyi bitirdim ama çilek reçelinden kalan plastik kaseyi lavaboda yıkayıp patatesleri paket yaptım. O sırada 6-7 kişilik siyah tişörtlü bir ekip geldi. İki tanesinin üzerinde Savatage ve Dimmu Borgir tişörtü olunca devil hornsu çaktım ve yolcu yolunda gerek diyerek tükandan ayrıldım. Gerçi birbirinden alakasız gruplar ama onu dinleyen bunu da dinleyebiliyor. Long live heavy metal!

Bu arada tur boyunca söylediğim yemeklerde "Bu bana yetmez" dediğim hiç bir siparişim olmadı. Balkan turu için de aynı şey geçerli. Alışmışız tabii kocaman tabağa 4 minik köfte, 1 yeşil biber, 1 tane de közlenmeye çalışılıp pörsümüş domates koyup önümüze gelince "Ulan hangisinden başlasam acaba?" diye düşünmeye.

Nyköping'in çıkışındaki restoranda ufak tefek ihtiyaçlarımı giderdikten sonra sürmeye başladım. Ana yol olmasına rağmen Bergshammar'a kadar sürekli ağaçların içerisine girip çıkıyorsunuz.

TURDA 124. KM - ​Çıkıştan bir süre sonra sağlı sollu, yemyeşil, upuzun yollar var. Gerçekten herhangi birisine girsem sonuna kadar giderim ama bir yandan da Kopenhag'a yetişebilmek için zamanla yarışmak durumundayım. Asıl macera anayolda değil. Ne zaman yolunu değiştirirsen o zaman anlatacak hikayen oluyor. Rüzgar yeniden başladı ama yol o kadar güzel ki keyfim de yerine gelmeye başladı.

Birkaç fotoğraf çekip bisiklete atladım ve yola devam ettim.

Bergakulle Tabiat Parkı civarından geçerken tarlada güneşlenen leyleklere rastladım. Zaten bir yerden sonra gözler radar gibi hareket etmeye başlıyor. Dün geyik, bugün leylek derken ne olacak bakalım.

İsveç soğuk bir ülke olduğu için doğal yaşam aslında çok da hareketli değil, daha doğrusu sınırlı. Ülke, çeşitli kuş türleri ve Kanada geyiğinin yanısıra -ki sayıları 350.000 civarı- kurt, vaşak, porsuk ve ayı gibi yırtıcı hayvanlara ev sahipliği yapıyor. Kanada geyiği dediğimiz arkadaş, hani şu devasa boynuzları olan "elk" ya da "moose" olarak da adlandırılan tür. Normal geyik gibi yaldır yaldır koşmayanlardan. Daha sakin, sessiz. Bu geyik türüne dünyada en fazla sahip ülke Kanada ve Rusya'dan sonra İsveç. Erkeklerde boynuz olurken, dişiler boynuzsuz. Yani dişiler boynuzlayamıyor :\ hehe. Ren geyiğinin vahşisi gibi diyelim.

Sık Sorulan Sorular'da bugün: "Çadırda kalmaktan korkmuyor musun? Ayı gelir, kurt gelir eheh eheh." He canım onlar da seni bekliyordu zaten çadır kursa da yesek diye. İsveç'te en son kurt saldırısı 1821'de yaşanmış. İskandinavya'da ise 1977-2012 tarihleri arası ayı saldırısı 31 imiş. İskandinavya diyorum bak. Haritadaki büyüklüğüne göz atmakta fayda var.

TURDA 139. KM - ​Jönåker üzerinden Kila'ya geldiğimde yol kenarındaki mezarlığın duvarlarına bisikleti yaslayıp hem bir şeyler atıştırdım hem de dinlendim. Ağaç altı olunca dinlenmeyi biraz abartabiliyorum. Mezarlık çok güzel ve düzenli. Kesinlikle atıl şekilde bırakılmış bir mezar ya da mezarlığa rastlamadım. Balkanlarda da öyleydi. Hatta bir keresinde Mostar'dan Stolac'a doğru giderken gölge bulamayıp hristiyan mezarlığında 2 saat kadar uyumuştum. Mezarlıkta yatmadım diyemem.

Bu arada kasabanın girişinde olduğum için gelen geçen selam veriyor. Önümde de otobüs durağı var. "Tam zamanında" otobüs geliyor, yolcuları alıp indiriyor. Otobüste, İsveç'in her tarafında olduğu gibi az insan var. 3-5 kişi. Ben çevre gözlemlerime devam ederken iki tane 10-12 yaşlarında çocuk kasabadan çıkıp yanıma geldi. Kesinlikle benden iyi İngilizce konuştuklarını söyleyebilirim. Sadece yurt dışına çıktığımda konuştuğum İngilizceyi, günlük yaşamlarında küçük yaştan itibaren konuşmaya başlıyorlar. Kolay iletişim için birkaç tenseden dışarı çıkmamaya özen gösteriyorum. Çıksam da çok çıkamam ya. Veletler "over there"li, "therefore"lu falan konuşmaya başlayınca "Basın gidin la burdan" diyecektim:) Durduk yerde moralimi bozdular. Neyse bunlar bisikletle geldiğim yöne doğru giderken hıncımı almak için arkadan seslenip "Hişş sarıı, taam bi şey yok devam et" diye seslenesim geldi:) Seslenmedim. Yemeği boğazıma dizdin sarı! İngilizceyi ilerletip gelicem olm mahallenize...

Yol çok güzel. Sıcak da yakmıyor ama benim süresim yok pek. Bazen bazı nedenlerden, bazen de sebepsiz sürmek içimden gelmiyor. Buna illa ki bir sebep bulacaksak yine rüzgardan bahsedebiliriz. Sabah saatlerinde sakin seyreden hava öğleden sonra bir şekilde coşuyor. 

Solda güneş yükselirken Nyköpingsvägen yolunu aşındırmaya devam ettim. Yerleşim merkezlerinde pek göremediğim motorları şehirler arası yollarda bolca gördüm. Kullanım oranı oldukça yüksek. Ayrıca karavan bolluğu da ilgimi çekti.

İlk kez 70 metrelere çıkmanın verdiği heyecanla sürüyorum. Bildiğin bitki örtüsü değişti, iklim değişti, Akdeniz oldu. İki gündür 145 km yol yaptım fakat 50 metrenin üzerine çıkamadım. Şaka gibi hakikaten. Zaten sıkıcı olan da bu. Yokuş tırmandığınızı ya da indiğinizi hissetmiyorsunuz. Kıvrımlar da nadir olunca yol haliyle bayıyor.

Tırmanış olmayınca terlemiyorsun. Rüzgar haricinde bisiklete biraz yüklensen kendi kendine gidiyor.

İsveç'te irili ufaklı 96.000 kadar göl var. Stavsjön Gölü, Nyköping'den Norrköping'e giderken yolun bir kısmında bana eşlik etti.

Fırsat olsa gölün kuzey tarafını da gezmek vardı ama zaman problemi malum.

Yola devam ettikten kısa bir süre sonra otoban ile benim gittiğim güzergahtaki yol birleşti. Birleşti derken ben yine yan yoldan gidiyorum. Sonra yine ayrıldı.

TURDA 156. KM - Gölden göle konan kaz gibiyim. Şunu belirtmekte fayda var. Göl var diye ne rotamı değiştirdim ne de göle gitmek için bir yerlere saptım. Sadece yol üzerinde önüme çıkan manzaralar. Burası da Torsjön Gölü. Mekanı görünce iyice dinlenip Norrköping'e geçeyim dedim.

Eğer akşam saatlerinde denk gelseydim kesinlikle burada kamp yapardım.

Yine de çadır zeminini serip ağacın dibinde iki saat kadar kestirdim. Zaten tek tük araç geçtiği için ses yok, bolca huzur var. 

İyice mayıştıktan sonra ciddi ciddi "Acaba kalsam mı?" diye aklımdan geçirdim ama yiyecek yok, içecek kısıtlı, su da az. O yüzden Norrköping'e doğru yol alma zamanı geldi. Hazırlanıp kalkmaya yakın yola park etmiş bir araç gördüm. Dayının bir tanesi oltayı almış at-çek yapıyor gölde. Spin avı en sevdiğim disiplin. Şansını denesin bakalım. Torsjön Gölü'nde oldukça iri turnalar olduğunu tahmin ediyorum. Bu kadar kuralcı bir milletin av limitlerine riayet etmesi kaçınılmaz. Aslında tura çıkmadan önce "Acaba olta alsam mı?" diye düşündüm ama balık avı sabır isteyen bir hobi olduğu için zamanı eritip bitiriyor. Yani zaman kısıtlıysa eğlencelerden feragat etmek gerekli. Hem onu yap, hem bunu yap diye bir şey yok. Zaten İsveç'te bölgesel ruhsat diye bir olay olduğunu öğrendim. Yani A bölgesindeki balık avı ruhsatı ile B bölgesindeki balıkları avlayamıyorsunuz. En azından önüme böyle bir engel çıkması tercihimi kolaylaştırdı ama yine de insanın içinde uhde kalıyor.

Torsjön sonrası Getå'ya iniyorum. Göl 90 metrelerde olunca tatlı bir eğimle beraber Baltık Denizi'nin İsveç'e bakan sularıyla tekrar buluşuyorum. Burası Norrköping'in sonunda bulunduğu oldukça derin girintisi olan bir körfez. Deniz kıyısını takiben gittiğim yolun sonunda yine tabelalar, gps falan derken ortalık karışıyor, öküzün trene baktığı gibi sağımdaki raylardan geçen ama sonu gelmeyen treni izliyorum ve anlamadığım bir şekilde otobana giriyorum. Bir 500 metre kadar gittikten sonra ilk korna sesiyle irkiliyorum, sonra bir daha, bir daha! 20 yaşında araç kullanan abladan tut, 70'lik tır şöförü dayıya kadar papara yiyorum bildiğin. Dayanamayıp Polar'a bakmak için bisikleti kenara çekiyorum ve duruyorum. Az da olsa korna sesleri beynimin içinde yankılanıyor. Sanki İsveç'e giderken kornasesi.rar adında bir dosya oluşturup ve otobanda açmışım. Öyle. İyice stres yaptım zaten. Hiçbir yerin ortasına yeniden hoş geldim.

Üç seçeneğim var;

1- Kendimi tarlaya atıp uzunca bir yolu bisiklet elimde otların arasında ine çıka gitmek -ki bu hiç kolay değil.- Yine de "Buradan inilir mi?" diye baktım yalan değil.
2- 500 m geri dönüp otobandan ayrılmak. Arkadan görüp korna çalanlar suratıma suratıma çalacak bu sefer. Yol ayrımına benzeyen yerin girişinde hafriyat kamyonları vardı. Yol var mı yok mu emin bile değilim. Zaman kaybı da olacak.
3- 2.5 km boyunca kulakları tıkayıp son sürat otobandan ayrılmaya çalışmak.

Tahmin edildiği üzere üçüncü seçeneği tercih edip kontak kapattım ve sanırım o günkü en yüksek hıza ulaştım. Bildiğin Cavendish'le sprinte kalktık gidiyoruz. Bunu yaparken sürücülerin kornalarından ziyade polise yakalanma korkusu da ayrı bir dert. Kamera olabilir, kontrol noktası olabilir ya da birisi ispiklerse al başına belayı. "Otobanda ne işin vardı?" sorusuna "Tabela koysanıza madem" diye cevap veremeyeceğim için sıkıntı çıkabilir ve bu durumda tur boka sarabilir. Neyse herhangi bir dert yaşamadan kendimi yan yola attım ama o 2.5 km boyunca soğuk terler boşaldı vücudumdan. Nihayetinde kurallar ülkesinde bisiklet sürüyorum ve kuralı ben koymuyorum.

TURDA 170. KM - Norrköping'e girip kamp yapabileceğim bir yer araştırırken Ingelsta bölgesinde bulunan Mc Donalds yardımıma yetişti. Yolun karşısına geçip içeri girdim. Yeme-içme faslı devam ederken telefonu da şarja taktım. Polar, Open Street Maps kullandığı için uydu görüntüsünü göremiyorum. Onun için telefona ihtiyacım var. Çünkü hava kararacak ve kamp kurmak için çok fazla zamanım yok. Google Maps sağolsun "Abi hemen 100 metre yan tarafta yeşillik var" diye bağırıyor.

Tam istediğim gibi bir üs bölgesi

Atıştırıp tepeye doğru çıktım. AVM'lerin arasında ufak bir tepe ama izole bir hali var.

Tereddüt etmeden çıkıp çadırı kurdum.

Burun akıntısı, göz sulanması devam ediyor. İstanbul'da başlayan hastalık yüzünden burnumu sile sile günü bitirdim. Bir önceki gün kadar olmasa da rüzgar yine "Ben buradayım" dedi. Yol güzeldi, göller güzeldi. Dinlenerek geldim ve keyifsizliğim de biraz olsun ortadan kalktı.

Arka yoldaki araç sesleri havanın kararmasıyla beraber azaldı. AVM de boşaldı derken çok fazla zaman geçirmeden uyudum. Ertesi gün Linköping'den geçip Motala tarafına sürme planları var.

Bonus - Instagram'da Takip Et!

Torsjön Lake #torsjön #sweden #norrköping #nyköping #stavsjön #strömsfors #geta #biketour #longdistancecyclingtour #lake #göl #isveç #sverige #forest #orman #sky

Altan Demircan-Güneye Giderken (@guneye_giderken) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever