Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Feribot iskelesinin yerini öğrenince bisikletle arabaların yanından geçip gişelere ulaştım. Sınır kapılarında da aynı durum söz konusu oluyor. Daha önce Karadağ'dan Arnavutluk sınırına geçmeye çalışırken önümdeki 30 araca el sallayarak gişede işimi halletmiştim.

Lokasyon Evropa olunca pasaport falan da sormuyorlar burada. Ücreti ödeyip ülke değiştiriyorsun. Gerçi ücret ödemek istemezsen yüzerek gidebilirsin. Sen bilin yani. Ey yüce Schengen!

Benim için geçerli olmayan ikinci bir alternatif de Öresund Köprüsü. Aslında turu planlarken Strava'yı açıp rota oluşturmaya başladığımda Malmö'ye ulaşıp, Öresund Köprüsü'nü kullanarak Kopenhag'a geçmek gibi bir planım vardı. Fakat işin içine girince köprüden bisiklet geçişi olmadığını anladım. İki şerit demiryolu ve dört şerit karayoluna sahip köprüden bisiklet geçişine izin verilmiyor. Köprü, iki ülkeyi birbirine bağlamanın yanısıra farklı bir özelliği ile dikkat çekiyor. İsveç tarafından başlayan köprü Danimarka kıyılarına yaklaştığında yerin altına girip tünel halini alıyor. Böylece deniz ulaşımına herhangi bir engel teşkil etmiyor. Estetik açıdan da muazzam olduğunu söyleyebilirim. Görmeyi isterdim.

TURDA 439. KM - Neyse konumuza dönelim. Gişe görevlisi hanımefendiye de "Ee bitti mi ablam şimdi?" şeklinde sordum. O da güler yüzle bittiğini söyledi. İsveç'i ardımda bırakırken "Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm. Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?" şeklindeki umutlarımı da ardımda bıraktım. Yolda bir elf izine rastlamadım. Bulunduğum ülkenin insansız hava sahası olduğunu tekrar ediyorum.

Firmanın internet sitesinde bisiklet fiyatı yazmayınca daha doğrusu bisikletle yolcu taşıma opsiyonu olmayınca "Artık ne isterlerse veririz" kafasında yanaştığım gişede bisikleti hesaba katmadılar. Yani normal yaya tarifesi uyguluyorlar. Yayalar farklı bir yoldan feribota giriş yapıyor. Bisiklet, motorlu taşıt olmadığı ve geniş bir yer işgal etmeyeceği için ekstra bir ücret alınmıyor. Zaten yaya ya da bisikletliyseniz rezervasyon derdiyle de uğraşmadan günübirlik ülke değiştirebilirsiniz.

Scandlines; İsveç, Danimarka ve Almanya arasında deniz ulaşımını sağlayan bir firma. Bindikten 3-4 dakika sonra feribot iskeleden ayrıldı.

Helsingborg-Helsingør arası kuş uçuşu 4.5 km kadar. Ben de kuş gibi uçmak için bisikleti bırakıp feribotun 5. katına yani terasa çıktım ve İskandinav mavisi ile karşılaştım. 

HH-Ferries araştırdığım kadarı ile sadece Helsingborg-Helsingør arası yolcu taşıyor.

Bu arada günlük Helsingborg-Helsingør sefer sayısı: 71. Sadece Scandlines'ın sefer sayısı tabi. Hesaplayan adam moduna geçmiyorum. Meraklısı kurcalayabilir.

Bisiklet feribotun en arkasında duruyor. Önümde kamyon, araba, otobüs, karavan ne varsa artık. Bizdeki gibi kozmopolit bir çeşitlilik söz konusu. O kadar uzun ki ön tarafını göremiyorum. Restoran kısmı devasa bir otel lobisine benziyor. Bir ara "Kaçıncı kattayım lan ben?" diye sordum kendime. İçerde mağazalar var. Alkol, kozmetik ürünü ve tabi ki bir İsveç klasiği olan şekerlemeler. Şeker stoğunu %10 azaltsan muhtemelen ülkede ayaklanma çıkar. O kadar önemli. Stockholm yazılarımda bahsetmiştim.

Scandlines firmasının logosunda yer alan renkler bu üç ülkeyi temsil ediyor. Sarı: Almanya, Kırmızı: Danimarka, Mavi: İsveç.

Teras kısmı, çocuklarıyla mutlu mesut güneşin tadını çıkaran İskandinav ailesi dolu. Ve evcil hayvanlar. 3 tane köpek gördüğümü söyleyebilirim. Türkiye'deki hızlı feribotlarda evcil hayvan taşımak biraz sıkıntılı. Köpeklerin yolcu salonlarının dışında, görevlilerin gösterdiği yerde olması ve ağızlık takılması gerekliliği var. Deniz otobüslerinde zaten yasak. Hayvanlar ile ilgili sevimsiz olayların yaşanması imkansıza yakın diyebilirim. İsveç yazılarında Çocuklar > Kadınlar > Hayvanlar > Erkekler gibi bir sıralamanın olduğundan bahsetmiştim. Muhtemelen Danimarka'da da durum farklı değil. Güneş çıkınca insanların yüzüne yansıyor direk bu coğrafyada. Ben de bu yazıyı 45 derecelik Antalya sıcağında serinlemek için 18 derecelik klimanın altında, belim tutularak yazıyorum.

Boğaz boyunca feribotların geliş-gidiş istikametine engel olmayacak şekilde birçok yelkenli gördüm. Memleket rüzgar alıyor ne de olsa. Aslında yamaç paraşütü için de çok güzel rüzgar var ama yamaç yok:)

Fotoğraftaki yapı, Kronborg Kalesi. William Shakespeare'in Hamlet'ini bilmeyeni dövüyorlar burada. Hamlet'te Elsinore olarak ölümsüzleşmiş olan kale, Kuzey Avrupa'nın önemli Rönesans kalelerinden birisi. UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde de 2000'den beri yer almakta. Kale ve bulunduğu alan denize doğru çıkıntılı. Bu durumda uç nokta ile Helsingborg arası 4 km'ye düşüyor.

Terastan bakınca birkaç bisikletin diğer araçların önünde ayrılacağını gördüm. İlerleyemediğim için bisikletimi arkaya bırakmıştım zaten ama feribotta dahi bisiklete öncelik veren bir toplum var.

20 dakikalık bir yolculuğun ardından Danimarka'ya giriş yaptım.

Türkçe ve İsveççe'de Helsingör, Danca'da Helsingør, İngilizce'de Elsinore olarak geçiyor bu şehrin adı. Ben blogun başından beri Helsingør yazdığım için değiştirmeyeyim. Zaten fazla zaman kaybetmeden ayrılacağım. 

Feribottan inip tekeri döndürdüğüm anda karşıma bisiklet yolu çıktı. Yani daha ülkeye yeni girmişken yol ikiye ayrılıyor. Bisiklet yolu, zaman zaman yolun yapısından kaynaklı ufak kesintilere mağruz kalsa da Kopenhag'a kadar devam ediyor. 

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever