Hata mesajı

  • Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 39 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_comment_statistics_comment_count.
  • Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.
0
Vote up!
10/09/2016
10/09/2016
İsveç
İsveç
Stockholm
Yürüyerek
Stockholm

Hengâme

Stockholm Yarı Maratonu başlamaya yakın şehir iyice kalabalıklaştı. Zamanında ben de Runtalya'da yarı maraton koşmuştum ama şu an "Sipariş veriyorum, kapıma kadar geliyor" demekle meşgulüm. Kilo vermek o kadar da dert edilecek bir durum değil. Neticesinde bir tura bakar. Reçeteyi veriyorum: 15 günlük bir tura çık, günde 100 km sür. 7-8 kg gitti. Bir de dönünce insan gibi ye. Tüm yazı kurtardın. Bu dediğim yöntem teknik açıdan doğru olmakla beraber sağlıklı değil. Daha doğrusu kısa sürede hayvan gibi efor sarfedilerek verilen kilo yine kısa bir sürede hayvan gibi yiyerek alınabiliyor. Yemesen de alırsın. Hızlı verirsen hızlı alırsın.  

Maratonun tam olarak nereden başladığını bilmiyorum ama start noktasına yakın olduğumuzu tahmin ediyorum. İnsan kalabalığının içindeyiz. 

Stockholm'de insan kalabalığı

Maraton izlemek ile kenardan koşanlara bakmak arasındaki farkı ilk kez burada deneyimledim. İkincisini de Kopenhag'da. Onu zamanı gelince anlatacağım. Seyirci de bu oyunun bir parçası. Sporculardan çok halkın verdiği destek ilgimi çekti. Sıkılmadan, yorulmadan alkışlamalar, tezahüratlar falan bunlar güzel. İnsanın çıkıp koşası geliyor böyle anlarda. Saçma ama evet öyle. Halkla iç içe olan iki spor var. Birisi maraton, diğeri de bisiklet sporu.

Stockholm köprülerindeki hatıra kilitleriStockholm köprülerindeki hatıra kilitleri

Tüm gittiğimiz yolu geri dönerken kalabalıktan dolayı dakikada sekiz-on metre yol alabildiğimizi belirtmek isterim. Daha önce geçtiğimiz köprüden dönerken bir görüntü daha ilgimi çekti. İsveç'te kendinizi sevgilinizle birlikte köprüye kilitlemek bir gelenek. Farklı şehirlerdeki köprülerde de bu resme rastladım. Kilit alıp üstüne yazı yazanından, özel günleri için kilit yaptırana kadar envayi çeşit fantaziye girişen çift var. Mesela ben bu yükün altına giremem. Gün gelir ayrılırım, içime dert olur. Sırf kilidi sökmek için uçağa atlayıp Stockholm'e giderim falan... Ahaha düşünmesi bile stres yemin ediyorum. Fantazinize engel olamıyorsunuz kedinizin köpeğinizin adını yazıp öyle kilitleyin.

Abraham Adhanom Stockholm Yarı Maratonu'nda koşarken

Sarı şeritler çekildi. Start verildi, koşu başladı. 1 forma numarasıyla Abraham Adhanom önümüzden geçiyor. Yarışı da ikinci bitirmiş. Dağ gibi adamı harcadılar. Hey gidi deli Abraaam... 

Biz de 2-3 dakika "Hadi olm bırakma, yürü bee!" şeklinde samimi tezahüratlarımızdan sonra İlker'in bakmak istediği birkaç plak için müzik markete girdik. Müzik market Drottninggatan isimli kapalı yolda bulunuyor. Burası alışveriş için ideal, her haltın bulunabileceği (İsveç bayrağı stickerı hariç) çok kalabalık bir cadde ve motorlu taşıt giremiyor. 

Stockholm'de müzik market ve Iron Maiden plağı

O daha çok "Babalar" diye tabir ettiğimiz Led Zeppelin - Black Sabbath - Pink Floyd ekseninde zaman harcarken, ben ise madem metalin başkentine geldik, bakalım neler varmış diyerek Çarşamba pazarında don karıştıran teyze gibi plakları harmanlama derdine düştüm. Zaten biliyorum bir halt almayacağımı ama merak işte. Mekan çok da umduğum gibi geniş bir müzik arşivine sahip değildi. Gözüm ister istemez Opeth, Therion, In Flames plakları arıyor ama nafile. Az ileride t-shirt satan bir mekanda ıvır zıvırlar bulmak mümkün. Elimde tutmuş olduğum Iron Maiden plağının fiyatı 159 SEK yani 15 Euro (O an 63 Türk Lirası'ydı). "Plak sesi güzel de çok para" derseniz önerim Spotify Premium. En azından paranız İsveç sınırları dışına çıkmaz. Sonuna kadar öveceğim bir icattır Spotify. İsveç'te eğer 2. el alım-satım sitelerinde vakit harcarsanız ilgi alanınıza göre absürt fiyatlara ilginç şeyler bulabilirsiniz. İlker plakları çalmak üzere olan plakçaları (tanım yaparken saçmalamak) bedavadan biraz fazlaya almış.

İhtiyacım olan bir şey var aslında. Yurtdışındaki turlarımda bisikletin arkasına "Türküm ben!" dercesine milletin gözüne sokacak büyüklükte bayrak asmayı sevmiyorum. Onun yerine bisikletin kadrosuna minik sticker yapıştırmak daha hoşuma gidiyor. Çarşıda dolaşırken bizim bayrağın yanına bir de İsveç bayrağı stickerı yapıştırayım da dostlar alışverişte görsün diyerek sticker aramaya başladım. Tuhafiyecisine, bujiterisine, kırtasiyesine kadar eşeledik durduk tüm caddeyi. Sticker falan yok. Magnet var, kumaşa dikmek için yama var ama sticker yok. Tam ümidi kaybetmişken son bir hamle ile girdim hediyelik eşya dükkanına. Bulduk. "Hah dedim bu olur". Fiyatının 3 Euro civarına denk geldiğini öğrenince üzerindeki tozu üfleyip yerine koyduğumu hatırlıyorum. Aman elimde falan yırtılır mazallah. Dedim ben bunların 30'lusunu 1 liraya alıyorum. Çok para değil ama, bazen ya ben maliyet hesabı yapamıyorum ya da gerçekten saçma geldi fiyatı. Sonrasında "Ya yerim stickerını" deyip aramayı bıraktım zaten. Nasıl çok para değil? 3 Euro lan 3!

Allah "yürü ya kulum" demiş, biz de bunu duyup koşmaya başlamışız. Dünyanın en çok mesafe kat eden meslek gruplarından birisi berberlerdir. Olduğu yerde dönüp dururlar ama çok yürürler. Bizimki de o gün o hesap. Bilsem Strava açardım. Geçenlerde bir yerlerde görmüştüm. Kediye gps takıp kaydetmişlerdi, o geldi aklıma. Kedinin çizdiği yol gibi haritayı karaladık resmen. Yorgunluktan günün ikinci molasını vermek için güneşin Kulturhuset'in de bulunduğu binanın arkasına saklandığı Sergels Torg'a geldik. Bildiğin meydan yani. Kulturhuset, İsveç'in merkezinde devasa bir kütüphane. Şehrin en kalabalık meydanlarından birine kütüphane yapmak ise muazzam bir şey.

Eriksberg Lager

Çantaları sırtımızdan atmanın mutluluğuyla Sergels Torg'un köşesindeki mekana oturduk. Bira teklifi geldi. Kabul. Lageri mideye gönderdim. Eriksberg eh işte gibilerinden bir İsveç birası. Restoran fiyatı 70 SEK yani 7 Euro (O anda 23 TL). Şimdi bir şeyi beğenmediğiniz zaman bok atarsınız ya, hah işte o zaman Dr. Jekyll'dan Mr. Hyde'a dönüşmüş oluyorsunuz. Dönüşmemek imkansız çünkü biranın Systembolaget fiyatı 1 Euro 75 cent. Bara gidersiniz, gece kulübüne girersiniz o zaman anlarım. Ben de hesap makinesiyle hesap yapan esnaf gibi vergiyi ekle, amortismanı düş, 23 bölü 6 eşittir 4 diyerek bu kadar fark olmaması gerektiğini kendime idrak ettirmeye çalıştım ama yok. Yorgunluğun üzerine içilen her bira güzeldir yalanıyla avundum. Teşekkürler İlker Bey. 

Bira beklerken arkama yaslanıp ortalığı gözlemleme fırsatım oldu. 25 yaşlarındaki ablanın bir tanesi her seferinde 4-5 adet yuvarlak ve ağır hortum kütlesini omuzlayıp yukarı götürdü, aşağı indi, sonra yine yukarı. İşini yaparken kimse bakmıyordu. Görmemiş olarak ben bakıyordum. Ülkede kimse kimseye bakmıyor bakmıyor canlarım. Hadi baktı diyelim, fikrini belli etmiyor. Fikrini belli etti diyelim, çok fazla açıklama yapmıyor. Açıklama yaptı diyelim, uzatmıyor. Bir şey sorduğunuzda da tam tersi, ikna olana kadar yardımcı oluyorlar. Ablayı anlatmaya başlamışken İsveç'te cinsiyet, sınıf, din, ırk, mezhep vs. hiçbir şekilde ayrım yapılmadığından bahsetmeme gerek olmasa da bahsedeyim. Farklı bir gözle bahsedeyim; Ağır iş makinelerini kadınların kullandığı gibi -tur boyunca çok gördüm- erkekler de kadınların yaptığı x bir işi yapabiliyor. Ataerkil toplumlardaki gibi "Kadından emir almak!" diye bir durum yok.

Engelliler için yapılmış merdiven

Gözlem alanıma dahil olan şu üstteki merdiven bebek arabası ya da engelli aracı için inşa edilmiş. Siz ortadan yürürken tekerler basamağın yan tarafındaki yüzeyde hareket ediyor. Fotoğrafı düzenledim. 3 sigara izmariti ve bir adet buruşturulup atılmış kağıt parçasını silmek zorunda kaldım. Çünkü çektiğim fotoğrafta çöp görmek beni çılgına çeviriyor.

Güneş yerini gölgeye bırakmaya yüz tutmuşken, bizim de yavaştan günü bitirme vaktimiz geldi. Birkaç mağaza daha gezip ardından market ziyareti yapacağız. Yani yine yürünecek yol var. 

Akşam yemeği için yenilecek yemeğe karar verildi, balık. Balık olunca da tahmin edildiği gibi somon. Serap'ın siparişlerinin gelmesiyle beraber benim de merak ettiğim market ziyaretini gerçekleştirdik. Gittiğim yerlerde market gezmek bazen müze gezmekten daha zevkli. Sipariş dahilinde "Gelirken küçük yoğurt alın" da vardı. Zaten bir Türk annesinin küçük yoğurtsuz sipariş verdiği tarihte pek rastlanan bir olay değildir. İskandinavya ve küçük yoğurdu aynı cümlede kullanmak biraz ilginç olsa da evet Türkiye'den geliyor ve ürün satışa hazır hale gelmeden önce muhtemelen elli tane denetimden geçtiği için yüksek olasılıkla bizim market yoğurtlarından daha sağlıklı. "Yoğurtla balık mı yenir?" gibi bir soru sormadan önce "Balık taze mi değil mi?" diye sorun. İkinci sorunun cevabı evet ise yiyebilirsiniz.

Stockholm deniz seviyesinde bir şehir. Bisikletle farkında olmadan tırmandığım 100-150 metreleri saymazsak İsveç'in güneyi de aynı şekilde diyebiliriz. Çok yükselti olmaması şehir içinde bisiklet kullanımını arttıran etkenlerden birisi. Hollanda, Belçika, Danimarka gibi ülkeler için de aynı şey geçerli. Ülkenin her tarafında su kütlesi var. Dolayısıyla balık tüketimi de bir hayli fazla oluyor. Balık oldu mu affetmem açıkçası.

Çocuklar için hazırlanan market girişlerindeki ücretsiz meyveler

Ve markete giriş yapıyoruz. Market girişlerinde çocukların yemesi için muz, elma, armut gibi meyveler var. Bunlar ücretsiz. Ülke genelinde böyle. Umarım bu manzaraları kendi ülkemizde de görürüz ama hayal etmesi bile zor. Bizde herhangi bir ürünü bedava yaparsan sonuçlarına katlanırsın.

Ekmek reyonuEkmek reyonu

Ekmek reyonu değil de tarlada geziyormuşum gibi hissettim bir an. Tam buğdayından çavdarına kadar lifin içindeyim. Üstteki reyonda 600 gr'lık ekmeğin fiyatı 36.95 SEK. Hemen çevirelim: 3.6 Euro (O anda 15 Türk Lirası idi). Ekmek bizde ana besindir. Ekmek parası diye bir şey var yahu, pahalı. Ekmek bu kadar pahalıyken et fiyatları arasındaki sekans tam bir uçurum. Çok çeşit var. İster aynı ürünü (aynı ürüne yakın bir ürünü) uygun fiyata alabilirsiniz, isterseniz de kredi kartınızı teslim edip gidebilirsiniz. Bazı durumlarda dana eti tavuk etinden ucuz olabiliyor. Tavuk eti fiyatı ile ilgili birkaç şey söylemeden önce elinizi yüzünüzü yıkayıp kendinize gelmenizi tavsiye ederim. Tavuk budunun kilosu 149 SEK yani 14 Euro (O anki fiyatı 60 Türk Lirası). Tavuk hiç bu kadar değerli olmamıştı gözümde. Kalitesinden ziyade üretim kapasitesi ile ilgili olduğu aşikar. Bir şey az bulunuyorsa pahalı, bol ise ucuz.

Uskumru, somon ve yerel balıklarÇeşitli midyeler

Gelelim deniz ürünlerine. İstiridye ucuz bak. Türkiye'de midye bol ama istiridyenin ticari satışı yok diye biliyorum. Tezgahta gözüme çarpan bir ayrıntı daha var. Çupranın kilogram fiyatı, kalkan ailesinden olan pisi balığının yaklaşık iki katı. Daha önce görmediğim için ne olduğunu çözemediğim değişik cinste balıklara da rastladım. Herhangi bir kişiyi ülkenin ortasına bıraksalar, büyük bir su birikintisinin göl mü deniz mi olduğunu anlayamaz. İç kısımlardaki çoğu yerde tatlı su ile tuzlu su karışıyor. Bu da su ürünü çeşitliliğini arttırıyor.

Çupra, kalkan ve somon

"Kardeş bu nerenin somonu?" diye sorası geliyor insanın. En son bu rengi Kuzdere'de yakaladığım alabalıklarda görmüştüm. Zamanı gelse de yine gitsem.

Turuncu doğal somon eti

Market alışverişini yapıp trene atlıyoruz. İndiğimiz yerde son birkaç şey daha alıp eve yürüyerek gideceğiz. Başka bir çaremiz de yok zaten. Tren istasyonunda her renkten, her milletten insan görmek mümkün. İsveç'te göçmen sayısı hatırı sayılır seviyede. Biniyoruz, iniyoruz ve son kalanları almak için diğer markete giriyoruz. Burası biraz daha butik bir market.

Sebze-meyve reyonunda yine fiyatlara göz atıyorum. Bir demet marul 20 SEK yani 2 Euro (O anki fiyatı 8 TL). Kavunun kilosu 35 SEK yani 3.5 Euro (O anki fiyatı 12 Lira). İndirime girmiş üzümün ise 25 SEK yani 2.5 Euro (O anki fiyatı 9 lira) İyi ki indirime girmiş diyerek reyondan uzaklaşıyorum.

Markette bira reyonu

Systembolaget kapanırsa bira almak için bu tarz marketlere geliyorsunuz. %3.5 alkol kimi memnun eder bilemem ama acil durumlar için başka seçenek yok.

İsveç marketlerindeki şeker reyonları

Bir daha bahsetmemek umuduyla şeker mevzusunu kapatıyorum artık. Norveç'in fiyortları ne ise İsveç'in şeker reyonları da o.

Alışveriş faslını bitirip evin yolunu tutuyoruz ama artık ayaklarımız acıyor. Eve yaklaşırken günün son molası için durağımız Långbroparken. Evin yakınlarında kafa dinleyecek bir park olması güzel. Burada sürtünmeden dolayı alev almış ayakkabılarımıı çıkarıp nirvanaya erişiyoruz. Suya daldırsam "cosss" diye ses gelebilirdi aslında.

Stockholm'de bir park: LångbroparkenStockholm'de bir park: Långbroparken'de ördekStockholm'de bir park: Långbroparken'de ufak gölet

Parkın huzuru tüm yorgunluğumuzu alırken yavaştan hava kararmaya başlamıştı. Parktan ziyade, parkın içinden yürüyerek eve gitmek daha bir hoşuma gitti. Yukarlarda bir yerlerde bahsetmiştim. Fotoğrafları yüklerken genellikle görüntüyü bozan çöp, poşet vb. tanımlanamayan cisimleri siler öyle yüklerim ama park o kadar temiz ki burada gerek kalmıyor. 

Park içerisindeki geniş çim alan

Yalnız tam sincaplık park burası. Alsın eline cevizi, fındığı koştursun çayır çimen.

Älvsjö'de müstakil binalar

Fiyatını sorduğum ve "çoh para abi bunlar" cevabı aldığım güzel evler. Çocuğu kapıp götürecekler korkusu olmadan sal evin önüne oynasın, sen de çayını yudumla. Kar yağdığında da ne güzel olur.

Älvsjö'de spor tesisi

Eve doğru yürürken bitmek bilmeyen yeşil çimenlerin sonunda bir de spor tesisi bulunuyor. Buranın adı da Långbro Bollplan. Burada da kızlı erkekli futbol oynanıyor. Bizim mahallede Sezen adında bir kız vardı, o geldi aklıma. Adım alıp takım yaparken herkes Sezen'i almak isterdi. Kısa saçlıydı Sezen.

Ben fotoğraf çekerken İlker'in "Abi telefonu yüzlerine tutma, rahatsız olabilirler" demesini önceden tahmin ettiğim için dikkatli davranıyorum. Biraz soğuk ve çekingen olan İskandinav ırkının özeline girmek sevimsiz bir hareket. Özellikle aileler rahatsız oluyorlar. Çocuk sevme alışkanlığı hep "uzaktan". Bizdeki gibi agucuk bugucuk diyerek bebek arabasındaki çocuğu alıp sevmeye kalkışırsanız üzülürsünüz baştan diyeyim. Burada çocuk en özel şey. Her şeyin kuralı olduğu gibi çocuk sevmenin de kuralları var. Yazılı olan ve olmayan kurallar bunlar. Dolayısıyla herhangi bir ülkeye giderken yazılı olmayan kurallara riayet edin.

Kuş üvezi ağacı ve meyvesi

Kaldırımdan eve doğru seyir halindeyken etrafa serpiştirilmiş kuş üvezi ağaçlarına rastlıyoruz. Ağaçtan ziyade büyük bir çiçek gibi görünüyor. Meyvesi ve yaprakları meyve çayı yapımında falan filan işte... Neyse benim bahsetmek istediğim başka konu aslında. Evlerin bahçeleri derli toplu, düzgün, nizami. Fakat bazı ağaçların meyveleri artık ağacın dalını kıracak kadar yere sarkmış durumda. Özellikle elma ağaçları. Başıboş olmayan, bir evin bahçesine ait ağaçlardan bahsediyorum. Meyvelerin toplanmamasının nedenini bilemiyorum. Sanki dekoratif amaçlı öylece duruyor. Şimdi sindirimi rahatlatır, şeker hastalarına iyi gelir vs. diye zırvalamak istemiyorum ama yararlı meyvedir nihayetinde elma. İsveç mutfağı diye bir şey olmadığı için muhtemelen elmayı herhangi bir yere konumlandıramamışlar. Aklıma başka bir şey gelmiyor. 

S:t Eriks Oktober Helles OrganicGrebbestad Oktoberfest Singha Premium Import

Ve sonunda eve ulaştık. Yeni alınan oyuncaklara sevinen çocuk gibi biraları çıkarıp dolaba koydum. Daha önce hiçbirini içmediğim için çok heyecanlıydım. Benim için gezilerin özel kılan anlardan birisi de bira tatmak. Guinness Extra Stout'u da ilk kez denedim. Güzel bira fakat yine de Guinness'in normal fıçısı daha güzel. 

Systembolaget'ten aldığım biralar

Fullers, Guinness, Brewdog gibi ada biralarına özel ilgim var zaten. Systembolaget sağolsun bu zevki yaşattı bana. Her gün değişik bir bira alsam 1 yıl boyunca farklı bira içebilirim bu platform sayesinde. 

Brutal Brewing Hale To Nothing Eco AleRiegele Commerzienrat Riegele PrivatGuinness Extra Stout 5.0% (Japan)

Serap'ın yemekleri bizi kendimize getirdi. Dediğine göre İsveç'te yemeğin yanında sos olmazsa dövüyorlarmış. Daha önce kaşarlı alabalık yapmıştım ama sosla denememiştim. Acayip lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Bu sos mevzusunu ilerleyen günlerde bolca tecrübe ettim. Sofranın yarısını yedim diye hatırlıyorum. Günün yorgunluğuna verin artık.

Bira, somon ve sos eşliğinde akşam yemeği

Yemekten önceki biralar, yemekteki biralar, yemek sonrası biralar:) çay-kahve faslı, sohbet derken bayağı bir ağırlık çöktü üzerime. Kendimi zorlayarak kutu içerisinde evin köşesine bıraktığım bisikleti kurmak için balkona çıktım. 

İlker: Altan bak kaçırma vidaları. Tahtaların arası boşluk, alamayız sonra.
Altan: Tamam abi (İki dakikaya kalmadı birkaç vida düştü ve tahtaların arasına yuvarlanıp karanlığa gömüldü)

Neyse ki kendimi bildiğim için yedek vida getirmiştim yanımda. Bisikleti ayağa kaldırdım ve ertesi sabah erkenden çıkacak şekilde planımı yaptım. Artık salona geçip sohbet zamanı. Geçmişten, gelecekten, İsveç'ten, Türkiye'den, oradan buradan konuştuk. İlker'in balina sesleriyle ilgili bir projesi var. Ondan bahsetti. Kulağımla dinlemeye çalışırken ruhum uykuya dalmış durumda. En son dayanamayıp "Abi kapat balinayı da yatalım artık" dedim. Ben olmuşum balina. Gözümden uyku akıyor. Uyudum ve artık... Tur başlıyor!

altandemircan kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Ukrayna ✔ İskandinavya ✔ Balkanlar ✔ Kafkasya ⏳ Kırgızistan ⏳