Güneye Giderken

Kırgızistan #97 / 14. Gün

Sona yaklaşıyoruz ve son kez bozkırdan geçiyorum. O da arabayla. Naryn'dan ayrılırken şöförümüz Çakal (olduğunu zanneden) Carlos ile beraber ön tarafta bir kişi, yanımda da bir kadın ve çocuğu vardı. Ense traşını gösterircesine Carlos'un araçtan fırlayacakmış gibi sürekli ön cama yapışarak sürmesi beni zaman zaman tedirgin etti. Tüm yol müziğin sesi açıktı ve uyanık tutar diye düşündüğümden kısmasını söylemedim. Ama dört saat ve 300 km boyunca hepsi birbiririn aynısı olan Kırgız pop sırasıyla örs, üzengi ve çekiç kemiklerimi titretmeye yetti. Yolda kayda değer bir şey olmadı. Sadece tura çıkan birkaç bisikletli gördüm o kadar..

Akşam oldu, Bişkek'e geldik. Öndeki kişi indi. Birkaç km ilerde trafiğin karman çorman bir caddede durduk. Ben Google Maps'ten gece kalacağım yeri araken kadın ve çocuk da indi. Sonra Carlos bana "Burası son durak" dedi. Normalde adı Arslan ama çakallığı sebebiyle ünvanı hakkıyla kazandığını düşünüyorum. Evet ben senin derdini anladım. Şehir içi ücrete dahil değilmiş ve 200 Som daha istiyor. Bu arada tam olarak şehrin göbeğindeyiz. Yola çıkarken 500 yerine sırf bisiklet için mızmızlanmasını istemediğimden sus payı olarak 1000 vermiştim. Susmamış.

Velhasıl sırasıyla acındırma, çaresizlik, orta yol bulma ve dellenme hamlelerimi yaparak çözüm aradım. Herif sigarayı yakıp in ve bisikleti çıkar deyince bana da geldiler en sonunda. İş kontrolden çıkar gibi olacakken söverek polise gideceğimi belirtip plakanın fotoğrafını çekmeye yeltendim. Karındaş diyen adam mevzu bahis para olunca böyle oluyor işte.

Sonuç: Taksiye bindim. Kendimi gideceğim noktaya herhangi bir ücret ödemeden bıraktırdım. Taksinin benden istediği 200 Som'a da iki tane Stella Artois aldım

Yaşanan böyle olaylar turun her zaman parçası olmuştur. Yine olacak. Nasıl çözeceği kişinin kendisine kalmış. Ama tatlı dilin bizim genlerimizde işe yaramadığı da bir gerçek. Tecrübe ile sabit. Severek değil söverek çözdük. Değer miydi Carlos?

*Kapak fotoğrafı da bugün gibi flu olsun bakalım.